POLAR (2019)


Netflix'in yeni orijinal içeriği Polar yayında!

25 Ocak'ta gösterime giren Polar, aslında Victor Santos'un aynı adlı çizgi roman serisinden uyarlanma.(Çizgi romana buradan ulaşabilirsiniz.) Son zamanlarda Netflix'in Marvel içeriklerinin bir bir iptal olması nedeniyle hepimiz üzgünüz. Fakat Netflix artık Marvel'in ekmeğini yiyemediği için kendi evrenini oluşturmaya çabalıyor ve filmin sonunundan farkedeceğimiz üzere bir seri olarak gelecek Polar da bu içeriklerden biri.

Polar'ın konusu nedir?

İlk bakışta çakma bir John Wick vakası gibi görünse de, John Wick'deki nispeten naif hava bu filmde yok. Keanu Reeves canımız ciğerimiz fakat Polar'ın başrolünde de bütün heybetiyle ve ülkücü bıyığıyla dünyanın en iyi seri katillerinden ve emekli olmak üzere olan Duncan Vizla aka Kara Kayser rolünde Mads Mikkelsen oynuyor.


Filmin açılış sahnesinde Johnny Knoxville'i görmem ile çok bir şey beklememem gerektiğini anlayarak izlemeye başladım filmi. Olaylar karizmatik ama hüzünlü seri katilimiz Duncan'ın iki hafta sonra 50 yaşına basması ve şirket politikası gereği ciddi bir ikramiye alarak emekliye ayrılacak olması ile başlıyor. Fakat Duncan'ın çalıştığı şirketin tüm çalışanlarıyla yaptığı sözleşmeye göre eğer bir çalışan emeklilik öncesinde ölürse ikramiyenin tamamı şirkete kalıyor. Bu nedenle, halihazırda mali açıdan zor durumda olan şirketin patronu Blut (Matt Lucas), emekliliği öncesinde Duncan'ı öldürmek için yeni nesil fakat başarılı seri katilleri  Duncan'ın üzerine salıyor.


Film, Duncan'ın peşindekileri nasıl saf dışı bıraktığı üzerine kurulu bir şekilde ilerliyor. Bu konuyu izlerken film boyunca bol bol çıplak ve nesneleştirilmiş kadın, seks ve gereksiz abartılı şiddet görüyoruz. Çıplaklık ve seksi Netflix'in ne kadar sevdiğini biliyoruz lakin filmdeki kullanımı göze o kadar batıyor ki film çok iyi olmadı fakat bir şekilde bunlarla en azından bir kitleyi kendimize bağlarız der gibi düşündüler sanırım. Aynı şekilde şiddet görüntüleri de tatmin edici değildi. Gerçekten hem gereksiz hem abartılı hem de gereksiz abartılıydı ki bir Tarantino fangirl'ü olarak bunu söylüyorum, tatmin edici çatışma sahneleri göremedim.



Film hakkında en sevmediğim şey ise karakterlerin ve diyalogların inanılmaz boş olması. Örneğin, patron Blut'ın yancısı fakat Duncan ile özel bir bağı olan Vivian karakterinde Katheryn Winnick aka Lagherta'yı görüyoruz. Fakat Vivian filmde yalnızca süslenip püslenip kameraya bakış atıyormuş hissinden başka etki uyandırmadı bende. Aynı şekilde,  ikinci filmde de göreceğimiz Duncan'ın komşusu Camille rolünde Vanessa Hudgens da çok tahmin edilebilir bir şekilde hikayeye bağlanmıştı ve bende en ufak bir sempati hissi yaratmadı. Bu kadar gömdün yok mu hiç güzel bir şey diyenler olabilir :) Renkler çok güzeldi filmde. Evet renkler, parlak ve uyumlu paletler kullanılmıştı ki bir çizgi roman uyarlamasında bunun gerekli olduğunu ve filme güzel bir hava kattığını düşünenlerdenim. Sonuçta bir Netflix filmi ne bekliyorsun diyebilirsiniz ama Netflix'in kendi evrenini yaratmaya başladığını ve bu kadar iyi oyuncuyu birleştirip bu kadar boş bir film yaptığını görünce gelecek diğer serilere olan inancım azaldı açıkçası. 


Peki izlemeye değer mi?

Sonuç olarak, film kadrosuna göre vasat, anlattığı şeye göre uzun ve hikayesi dolayısıyla tatmin edici değildi. İkinci film çıktığında büyük ihtimalle yalnızca bu nasıl oldu acaba diyerek izleyeceğim. Bu yalnızca benim düşüncem, bütün beklentilerinizden sıyrılarak,belki bir grup arkadaşınızla muhabbet ederken çerez niyetine izlemek hoşunuza gidebilir. Fakat film benim için Mads Mikkelsen'e hypelanmam dolayısıyla hayal kırıklığı oldu.

Peki sizler ne düşünüyorsunuz?

Polar Fragman:






film
Mart 7, 2019
0

Yorumlar

Menü

Ara

Bana Ulaşın